Derinlerimde

Didem Madak – Pulbi̇ber Mahallesi̇ Tari̇hi̇

08.09.2018
220
Didem Madak – Pulbi̇ber Mahallesi̇ Tari̇hi̇

PULBİBER MAHALLESİ TARİHİ

Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi fazla felaketi kovalardı.
Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar.
Herkes şiir kişisiydi, Zeyna
[1] şiir kedisi
Gözleri fotoğraflarda kırmızı çıkan bir albino
Herkesin badiresi vardı, herkesin felaketi
Alışverişlerde bir badireye iki felaket trampa.
Bir deliydi mahallemiz ilaçlarını içmeyi unutmuş
Mahallenin sapığı mantosunun önünü açıp
Düşlerinin pul pul dökülen derisini gösterirdi
Leman’a Minör hayatların majör depresyonu,
Eklem yerlerinde iyileşmezdi egzama.
Ay sedefe yakalanmış yüzüyle
Saklanırdı bulutların arasında
Aniden açılan bir bavuldan
Sokağın ortasına, tekerlenerek çıkardı sonra.
Fazla sıkmaktan kopmuş diş telleri sarkardı ağzımızdan
Dükkân çoktan senindi bizde ahenk kalmış olsa.
Komşulaar… Komşular! Yetişin ritmimi bozdular.
“Sus kıııızz somyanın yayı mı fırladı bir tarafına…”
Mahallemizde her şey grafiti sanatına hizmet ediyordu
Sprey boya kusardı duvarlarımız sabahları
“Çöp tenikesini orozpu karı gibi gezdirme lan”
Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemişti.
Acılarınızın karnı bahar olmuş madam dedi Zeyna!
Kelimeler içimde film çeviriyorlardı
Karnımdan şarkılar çıkacak Zeyna dedim
Karnımdan ışıklar…
Karnım otuz yedi ekran bir televizyona dönüşecek
Ve izlenme oranı yüksek bir paranoyak gibi,
Güneş sisteminden uzaklaşan bir gezegen gibi
Karnımdan çıkan şiirleri yazacağım.
Ve sonra göbek deliğime basıp şiiri kapatacağım.
Bu son derece acıklı durum için ne yapabiliriz Zeyna?
Elleri titreyen Türkan Şoray için ne yapabiliriz,
Leğende çırpınıp duran balıklar için?
Ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta
Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım
Önce acısını almak,
Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda…
Kara sularını akıtmak lazım.
Bunlar bizim tariflerimiz, mahallemizin
Kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der.
Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna!
Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa
Tozlar havalansa…
Senin için iyilik melekleri kopyalasın hayat!
Şeytan yapıştırırsın inşallah hayat sayfanın ortasına!
Bu davada maykıl ceksın gibi aklanırsın inşallah!
Ekmek fırınları gibi maya kokasın, teknelerden taşasın…
İnsanlar için dualar ve beddualar icat etmekten başka
Ne yapabiliriz Zeyna?
Mahallemizde her kalpten bir ok fırlıyordu
Hatıra defteri sanatına doğru.
Leman’la Taksim’deki banklara oturup iğrenç yedik.
Tespihimi çekiyordum.
Tırnak etlerimi koparmamak için, cumartesiydi.
Kadınlar paskalya yumurtaları gibi süslüydü.
Her şeyin kırığının alındığı
Voltajı düşük fakirhaneler gibiydik.
Kırık pirinç, kırık yumurta… Semt pazarından ucuza.
Kalbin kırığından söz etmeye sıra bile gelmiyordu.
Beklemek üzerine felsefe kitabıydık
Her şeyi bekliyoruz diyorduk
Hayattan ne beklediğimizi soranlara
“Her şeyi” deyip iğrençlerimizi dişliyor
Tespihimiz şeytan tırnaklarından eşiklere takılıyor
Takılıp tökezliyordu ara ara.
Hayat gözlerini yummuş soruyordu durmadan
El el üstünde kimin eli var?
Şapkadan tavşan çıkaran şairler okulundan atılmış
Kol manşetinden şiir çıkaranlara intisap etmiştik.
Acaip dalgalar geçiyordu üstümüzden.
Rutubetten akmayan tuzluklardan farkımız yoktu
Biraz pirinç atmak lazımdı bana
Kıçına vurarak şiir ekeledim ortalığa
Aranıyor ilanlarındaki resmi de benzemiyordu kendine
Kayıp bir şiir çıkardım
Aaaaa dedi Leman şaşırdı.
Dizelerden birini düşürmüş ve sonra bulamamıştım.
Haytalığa gitmiş olabilirdi ya da sinemaya.
Tabelamı astım:
Bu şiirde asgari sanat tarifesi uygulanmaktadır!
Sonra bağırdım:
Bul karoyu al parayı!
Bizi ancak dili ile sinek avlayan kurbağalar paklardı
Karasevda AŞ’nin hissedarları
Kuruyup bir kabuktan ibaret kalmış karafatmalar
Siğil gibi yapışanlar ve derbeder olanlar
Halka açılıp hisseleri elinde patlayanlar
Fonları düşük yapanlar aşktan
Vareste tutulanlar hayattan
Pulbiber Mahallesinin sakin olamayanları
Bağbozumu olanlar, kayatuzundan turşu kurulanlar
Zaman zaman merdiven başlarının
Örümcek ağlarından saçlarını okşayarak
Anlatacaklarım bu kadar!
Değildi
Kuşbazların güvercin kavgalarını dinledim
Bir kuşbaz emaneti diğerinin kalbine saplamış
Uçmak kelimesi ölmüştü.
Artık, kuşların kanat çırpmaları işte,
Hah işte o, evet evet o, denilebilecekti.
Havada süzülmek yani, hani o boşlukta
Hani bulutların arasında.
Bu tarifler mahallemizin tarifleriydi, bize aitti
Tariflerimizden saçılan kokuları kim duysa
Bu kızlar hayatın içinde pişmiş derdi.
Başka kavgalarda, başka kelimeler ölmesin diledim.
Pandorayı bir kumaş cinsi sanırdım çocukken.
Annemi ziyaretten dönerken
Sarılık olurdu esmer kardeşim, sarışın oldum diyerek.
Ben de sarılayım, sarışın olayım isterdim.
Annesi ölmüş çocuklardan tarifler bulaştı bana.
Kelimeler ölsün istemem bu yüzden
Tarifler sırasında beklerken İstemem içimde ezilsinler.
Apoletleri sökülecek kelimeleri seçiyorum
Kel farelere peruk olarak satılacak
Lağımlarda büyümüş karanlık yiyerek.
Takatim yok o kadar Kelimeler ölsün istemem.
İsterim ki kelimeler bahçe havuzumda kırmızı balıklar gibi yüzsünler
Defterlerimi bu sene annem kaplasın.
İçimi ezmesin isterim tren sesleri.
Taş olsa dayanmazdı denir bazı acılara
Kaç zamandır şarapnel demek isterim
Şarapnel şarapnel şarapnel…
Niye demek isterim bilmeden.
Çapaklı kelimeler ayıklarım gözlerimden sabahları
Racon hışırdatırım kaçsın diye kolay kuşlar balkondan
Kaç zamandır ha bitirim, şimdi bitirim diye diye
Kaç zamandır bir tren tarifesini şiir diye yazarım
Kelimeler birer birer ölüyor,
Kalem büyüsünü kaybediyor
Bense mausa hakim olamıyordum.
Ellerime hayretle baktım.
Tariflere, tarifelere bulaşmıştı
İki elim tariflerde yazıyordum.
Ölü kelimelere minik mezarlar kazıyor
Ağlayarak gömüyor
Kibrit çöplerine taktığım mezar kâğıtlarına
Burada yatıyor yazıyordum.
Kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim.
Dirilecekleri günü bekledim.

 

Didem Madak – Pulbi̇ber Mahallesi̇ Tari̇hi̇

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.