Derinlerimde

Didem Madak – Kaza Anılar

08.09.2018
205
Didem Madak – Kaza Anılar

KAZA ANILAR

Burcu Günüşen’e,
Esaslı bir kız olduğu için.

Saat çaldı
Tepesine vurdum, bugün de kelek çıkmıştı
Kan kırmızı günler azdı.
Yan yatmış çerçevesi kırık bir fotoğrafta uyukluyordun.
Bir kaza anında kırmıştım.
Tekerlek havada dönüyordu
Kedi kuyruğunun etrafında
Telefon parazit yapıyor
Ve kurt düşüyordu içime tüm seslerden
Muhtemelen bizi dinliyorlardı.
Akşam hatıraların yaşlı patronuydum.
Son hatırladığım buydu.
İtirafın dibine de vurmuş olabilirdim
Galiba sosyal fıstıkların oturduğu bir yan masa da vardı.
Taksici ile kavga etmiş de olabilirdim galiba
Allahım bu yastığın ne güçlü pazuları vardı
Başım yine yarım kalmıştı.
Şiirin yankısı yoktu, gelip çarpıyordu sabah sabah
Kurşun dökülse bile
Göz boncukları parçalanıyordu hayatıma yakın bir yerlerde
Hiçbir örgüt üstlenmiyordu saldırıyı.
Kendimi okutmaktı en iyisi
En iyisi üfürmeye inanmaktı.
En iyisi bir kazazede gibi aciz gelmelerini beklemekti
Ekmek kırıkları gibi taşırken ayaklarımı karıncalar.
Boş kâğıdın başına kim oturacaktı benden sonra.
Kaç kadın gelmişti, kaç kadın geçecekti.
Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan
Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.
Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?
Ve sevgililer gününde kızgın bir suratla
Hareket çekerken çekilmiş fotoğrafımla
Şantaj yapıyordu bu kadınlar bana.
Kahretsindi onları Allah.
Boş ol. Boş ol. Boş ol.
En azından dört kadın alırdı şiirim daha.
Havla havla açılırsın dedim içimde akşamdan kalmış köpeğe
Hayli içip Burcu ile akşam
Haddini bilmeyenlere haddini bildirme örgütünü kurmaya karar vermiştik.
HGB olacaktı kısaltılmış ismimiz
Çünkü sarhoştuk ve hadlerle ilgili sorunları olanlar
En nihayetinde verem olurdu.
Çeşitli sloganlar bulduk tanıtım faaliyetlerimiz için
Serhat haddimiz değildir, ilk aşkımızın adıdır.
Haddi müdafaa yoktur zatı müdafaa vardır…
Sonra peçetelere yazdığımız sloganlarımızla ilk pullama çalışmasını
yaptık.
Bir yığın kaza anılarım vardı.
Gözlerim durmadan batıyordu kazayla
Titanik değildi, balıkçı sandalı en fazla
Lenslerimi çıkarıp kedimi taktım.
Şimdi daha iyiydi, sanki halktan biriymişim gibi.
2.75 miyoptum ve çizdirmeye de hiç niyetim yoktu.
Göz görmeyince gönül kanatlanırdı insanlığa doğru.
Dev ekrandaki mariah karey bacaklarını sallıyordu
Olmamıştı, yakışmamıştı, ayıp etmişti
Neredeydi romantizm, alay mı ediyordu bu kadın bizimle yani?
Sabahları suratımızda ateşi sirkeli suyla düşürülmüş bir ifade olurdu
Ne zaman gizlemeye niyetlensem kendimi
İtirafın dibine vuruyordum.
Ne zaman yazmaktan kaçsam
Banyoyu kireç çözücüye buluyordum.
Yazmaktan kaçtığımda mavi sular köpürüyordu kirli fayans aralarında
Allahım yaratıcı olmazdı bu kadar da insan
Burcu “niza çıkarmaktan” korkmazdı
İkimiz bir partinin niza çıkarmaktan korkmayan hizbiydik
Ayağımızı sürüyerek girdiğimiz bütün boş barlar doluyordu.
Sağ omuz meleğimde ağrı vardı.
Sol omuz meleğim kanatları ile kulağımı gıdıklıyordu
Kabul günlerinde keklediler annelerimizi dedim Burcu’ya
Ve onları kısırlaştırdılar.
Az önce dolmuş boş bir bar için dandik bir konuydu
Burcu ters ters baktı.
Piton Pakize nerde peki o zaman?
Burcu yine ters ters baktı.
Önceki hayatımda cennette selpak satan bir cenin miydim acaba?
Acaba niye ters ters bakıyordu bu kız bana?
Gençken bira içerken ikide bir tuvalete gitmem gerekmiyordu
Çünkü içerken çok ağlıyordum
Biralar gözlerimden fışkırıyordu
Yaşlanınca ben de, biralar da doğru yolu buldu.
Topuklu ayakkabıyı ararken kapılarda aceleyle
Burcu’nun gülümsediğini gördü ardımdaki gözlerim
Bu kadar soytarılıktan sonra gülsündü tabii biraz
Burcu’nun mektubunu nerede okumalıydım
Evde mi, yolda mı?
Eriyen merdivenlerde mi?
Şairle olan husumetim bitmemişti.
Her yerde okuyabilirdi bırakılırsa mektubu bu çatlak kadın
– Şiirlerde mektup okunmamalıdır.
– Okunabilir!
– Okunmaz bence
– Karakter atıcam çekil istersen bu sayfadan çarpmasın
– “Bütün kötü şairler kendilerini özgür zannedenlerden çıkar”
– Doğmuş olmanın sakıncasından bahsedip bahsedip
Sonra doksanında alzaymırdan öldü onu söyleyen adam
– Bence yine de şiirde mektup okunmaz
– Okunabilir!
– Neden?
– Farzı mahal bir okuma önerisi olarak sunuyorum okuruma.
– Hadiii leeeynnn. Okurunu yiyim. Çok okuyolar da
Burcu’nun mektubunu okudu hakikaten
Yanağına yapışmış bir deniz anası
Başında çamurlu yosunlarla
Nefes nefese fırladı beyaz bir kâğıdın boşluğuna
“Bu akşam Pulbiber Mahallesinin şarkılarıyla uyuyacağım. Acılı ama nikbin
şarkılar… Ümitvar olmamak nikbinliğe engel olamamış. Şiirle ne yapılır, bu
konuda kural koyucular var mıdır bilmem ama, ben senin şiirlerini; taşıtlara
binerken, giderken, gelirken, en çok korktuğumda, en çok endişelendiğimde,
uykudan önce, tutuklamalardan sonra mırıldanacağım, acısını yemeklerime
katacağım, üstüne tatlı yiyip içimi bayıltacağım. Sonra yeniden okuyacağım.
Çok sağol…
Burcu“
Dönüşte mahallede kavga vardı.
Ne var be! Ne var!
İn aşağı zilli!
İnmiyorum polis çağır!
Şahit yazarlar diye korkmadan izledim kavgayı
Ben doğuştan şahidim.
Sivilceden fışkıran irin gibi aniden anlatırım her şeyi
Kim ne derse desindi
Sağ omuz meleğimin kendi kaderini tayin hakkı vardı.
Ortalık ay çekirdeği cesetleri ile kaplıydı.
Kadınlar çay ve kavga ile sarhoş devam ediyorlardı.
Çıt-çık-orospu-çıt-çık-pezevenk-çıt-çık…
Erimiş bir merdivene oturup dinledim.
Benimki düzyazıya kaçmıştı
İlk defa dizelerimin kaç santim olduğunu düşünmek zorunda kalmıştım.
Sersemce işlevden söz etmek için de geç bir saatti
Çıtçık-akıllanmayan karıyı şeetsin mahalle muhtarı-çıtçık.
Bu erimiş merdivenlerde oturarak ne yapmaya çalışıyordum.
Ellerimi kot montumun ceplerine sokup dalgın dalgın bakınca
Ne olmuş oluyordu yani.
Terk edilmiştim. Bu kesindi.
Şimdi geriye gözleri ketılın ışığı gibi yanıp sönen kediler kalmıştı.
Bir farkla ki kediler su kaynatmazdı
Ve kediler insanı yarı yolda bırakmazdı.
Kurumuş biber dizileri balkonlarda tuhaf sesler çıkarıyordu.
Acı sesleri seviyordum bu kesindi.
Boynuma biber iskeletleri takıp çıplak dolaşan bir vahşi olacaktım
Soluk aldık sıra boğazıma kaçan gölgeleri dışarı üflüyordum
Tanrılar ruh üfler şairler gölge
Bak işte bunu hemen yazmalıydım
Heyhaaaat diye bağırıp enselenmenin de âlemi yoktu
Başka biri oluyordu,
Erimiş merdivenlerde oturan başka biri
Bu başka biri kulaktan kulağa oynuyordu hayatımla
Ya da sessiz sinema
Uzun zaman valizleriyle yaşamıştı.
Toplamış tekrar yerleştirmiş tekrar boşaltmış
Hiçbir yere sığmayan dizeler buruşmuştu valizlerde
Eşyaları toplarken ağlamalıydı.
Toplanırken ağlamalıydı eşyalar da
En çok şiirlerde ağlardı eşyalar.
Eski sandalyeler en iyi şiirde gıcırdardı
Kertenkele masal torbasından çıkmıştı
Bu olmuştu çocukluğumda
Kuyruğu da kopmuştu.
Kazaya imanım tamdı, müşriktim kadere karşı
Eşyalar için en çok şairler ağlardı.
Anısı olan bir yüzüğü
Ancak şiir takabilirdi tombul dize parmaklarına
Dişleyebilirdi şiir bir el bombasını keyifle elma
Armut dersem zaten
Hiç.
Çıkmazdı şair sığınılan bu çürük diş kovuğundan
Başka biri oluyordu
Bakır cezveleri ocakta unutup yakan,
Evde aniden peydahlanan kahverengi kelebeğin
Tanrının gönderdiği bir müfettiş olduğuna inanan
Saç diplerinde naftalin, saç diplerinde sıcak kum şiirin
Çözülmeyecekti neşenin kepek sorunu artık hiç.
Hiçbiri “buzdan anahtarları” kapı açılmadan eriyen.
Turistlere inançsız dönen dervişler
Dönen dönsün benim başım dönüyor
Hıçk.
Başka biri oluyordu
Boğazı düğümlenmiş prezervatif acılar çekiyordu insanlar.
Hayatımla kulaktan kulağa oynayan bir şair
Konserve açarken yaralanıyordu.
Şair seyahatlerinde pegasusu tercih etmektedir
Şiirde sanal reklam uygulaması başlattık
Nasıl olsa kimse izlemez
Karnımdaki otuzyedi ekran televizyonu hiç
İncinmiyordu başka biri.
Bana ilk komployu hiç komplo teorisi olmayanınız kursun
Nasıl yanak ama ha?
– Ne onbir eylülü baba ya yoksa on ikimiydi
– Dolaştırıyorsun sen beni
– Dolaştırmıyorum abla
– Şikâyet etcem seni şoförler odasına…
Tutunamayanları okuduğu için tutunamayan olmayacağını sanan ahmak
– Buyur abla?
-Yok bişey. Dolaştırıyorsun sen beni
– Dolaştırmıyorum abla
Başka biri oluyordu
Kaza anlarında bir elmayı ısırırken patlatan biri
Barbunya kokulu bir tetanos mu olmalıydı şairin sonu?
Hiç.
Böğrümde bir parmak Tarzan, Ceyn,Tarzan, Ceyn
Ehlileşmek istemiyorum mu sanki
Hiç
Dizlerimi döve döve yazmak istiyorum mu artık
Hiç
Ağlayarak yazmak istiyorum mu artık
Hiç
Yas pastasından düşen büyük dilimi avuçlayıp
Yüzüne fırlattı mı onu
Hiç.
Tırnaklarını saklayan bir kedi patisiyle
Dokundu mu gözyaşlarına
Hiç
Ruh mübadelesinde albino bir kraliçeye sürüldünüz mü
Hiç
“Kalbi kırık öleceğim” mi sanıyorsunuz
Hiç
Hayatıma patates baskısı bir son istiyorum mu
Hiç
Bir olmayacağız HİÇ
Az sonra yol soran cesetlerin morgda mesaisi başlardı
İç sıkıntısı mesaisi
Parlak kravatları ile boyun yaralarına kompres yaparlardı
Yüzleri günlük gazete adamlarla karşılıklı gidilen mesai
Evrak çantası nasırını dişleyerek koparan
Çekmecelerde ceset mühürlü kâğıtlar yatardı.
Şairi kin ve düşmanlığa teşvikten.
Kindar develer gibi baktım ona formaldehit kokarak
Gözlerimdeki ateşli silah yarasıyla kırmızı baktım
Hatıralarımın patronuna son kez baktım
Kesici delici alet yarasıyla kırmızı
Elinde sıktığı taş kadar katı baktım
Ona, ona çarpan şey kadar yakın
Buğulanmayan bir ayna arayarak soluğunda
Albino kraliçeme ve kılıcına baktım
Pelerininden sökülmüş yamalarına dokundum tırnaklarımı saklayarak
Teşhis ettim onu benekli derisinden
Göbek deliği
Hiç.
Yoktu.
Kapanmıştı.
Sanki
Hiç.
olmamıştı.

 

Didem Madak – Kaza Anılar

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.